pkk sorununda islamcı paradigmanın iflası

  1. (not: bu yazıyı uzun zamandır yazacaktım ama bir türlü zaman bulamadım. imla hataları filan varsa daha sonra düzeltirim.)
    ..........................................................................................................................................
    ...........

    son 200 yıldır 15 civarında kürt isyanı oldu. bunların biri hariç tümü 1940 öncesinde oldu. Atatürk döneminde bu isyanlar en kısa dönemde ve eldeki tüm güçle derhal bastırıldı. isyanlar çoğunlukla cumhuriyetin yeni kurulduğu yıllarda gerçekleşti. en son ve en büyük isyan hareketi 1984 sonrası gelişen pkk isyanıdır. geleneksel devlet modeli 1992 yılına kadar isyanın boyutunu okumakta yetersiz kaldı, üç beş çapulcu, şakiler vs gibi söylemler 1984-1992 arasındadır zaten. ancak 1992 nevruz olaylarından sonra gerçekte bir isyan hareketinin varolduğu anlaşıldı ve pkk ya karşı 1998 e kadar süren topyekun bir savaş yürütüldü, 1999 da aponun yakalanmasıyla birinci pkk isyanında pkk kesin bir biçimde yenildi. 2002 yılında islamcı kökten gelen akp iktidarına kadar teror marjinal bir hale geldi.

    ikinci pkk isyanının başladığı son yıllarda durum vahim biçimde 1992 yılını andırıyor. pkk terorunun başladığı 1984 ten bu yana 27 yıl geçti. birinci isyan 1998 gelindiğinde 14 yıllık bir sürede bastırılmıştı. ikinci isyan yaklaşık olarak 2006 yılında başladı ve ikinci isyanın beşinci yılındayız. birinci isyan döneminin ardından islamcı paradigmaya dayanan bir dizi restorasyon çabası oldu ancak gelinen noktada bu çabaların çözümü üretmekten çok sorunu daha da kronikleştirdiği, kopuşu pekiştirdiği görülüyor.

    öyleyse önce bu pkk sorunundaki islamcı paradigmayı biraz inceleyelim;

    ister kürt sorunu diyelim ister pkk sorunu diyelim yaşanan sorunla ilgili islami refleksler şeyh sait ayaklanmasıile kalın çizgilerle belirlenmiştir. ciddi biçimde tarih araştıran uzmanların bazıları şeyh sait ayaklanmasını islamcı bir ayaklanma olarak görürken diğer bir grubu da bunu etnik bir kalkışma olarak görür. kuşkusuz her iki tezi de destekleyecek temalar şeyh sait ayaklanmasında bulunabilmektedir. ayaklanmanın neci olduğu önemli değil, ancak açık bir gerçek var ki; aynı dönemde ellerindeki gücü yitiren ve idelojik savaşı kaybeden islamcı kesimin düşmanı, şeyh sait ayaklanmasını yapanların düşmanıyla aynıdır. yani yeni cumhuriyete her iki kesimde kendi durumları açısından diş bilemekteydiler. kendi muhalif tezlerini inşa ederken de amiyane deyimle mevcut iktidarın ak dediğine kara deme noktasındaydılar.

    kazanan ve güçlü olan yeni cumhuriyet kendi tezlerine dayanan resmi tarih tezini yazarken karşıtları islamcılar da en az rakibi kadar belki de ondan daha fazla taraflı ve yer yer saçma bir tarih yazma gayretine giriştiler. bu tarih menkıbeler, rivayetlere, teyid edilemeyen dedikodu yada söylemlere dayanıyordu. abartı ve genelleme had safhadaydı. 13 milyonluk bir ülkede şapka yüzünden 100 000 kişinin idam edildiği ( neredeyse çanakkale şehitleri kadar) iddia ediliyor, mezardan insanların çıkartılıp idamların yapıldığı uyduruluyor, bir kaç yerde kamu görevlilerinin yaptığı saçmalıklar genelleniyor ( kur'an okuyanlara hakaret edilmesi, camilere kötü muamele yapılması vs ), ingilizlerle ve yunanlarla savaşıp yurdu kurtaran atatürk kimi islami kaynaklarda ingiliz ajanı, kimi kaynaklarda yunan ajanı ilan ediliyordu. mason localarını kapatarak masonların ezeli ve ebedi düşmanlığı kazanan atatürk islami kaynaklarda bir numaralı mason ilan ediliveriyordu. anadolu kimi illerin gizli yasalarla cezalandırıldığı ( yozgat, kütahya, konya gibi ) iddia ediliyordu. hatta atatürk ü yahudi ilan edenler bile vardı. kuşkusuz bütün bunların arka planında yeni cumhuriyetle islamcıların yaşadığı derin ideolojik çatışma vardı.

    cumhuriyet döneminde de etkisini sürdüren nakşibendilik doğu bölgelerinde oldukça etkiliydi. öte yandan islamcı entellektüel said-i nursi yada gerçek adıyla said-i kürdi gibi aydınlar sayesinde cumhuriyetin kimliğini türk diye tanımlamasının kürt sorununun kaynağı olduğunu ileri sürülmeye başlandı. oysa kürt sorunu, kürt ayaklanmaları cumhuriyetten çok öncelere gidiyordu.

    islamcı paradigmaya göre islam kardeşliği altında türk, kürt gibi kavramlar anlamını yitirecekti. sorunun kaynağı cumhuriyetin kavmiyetçi yaklaşımıydı. belki de bu yüzden kürt islamcıların terorist yöntemler uygulayan tarafı hizbullah a islamcılar en azından nefret duymadılar. ancak ilerleyen aşamalarda kürt islamcı teror örgütü hizbullah türk islamcılara sırtını dönüp pkk ile barış yapmayı tercih etti. yani kürt islamcısı türk islamcısı gibi etnik köklerini reddetme eğiliminde değildi.

    islamcılar mevcut rejimi sadece islamcılar için değil tüm kesimler için bir zulum aygıtı olarak görüyorlardı. bu yüzden iktidara gelir gelmez rejimi tasfiye etmek için devletle hesabı olan kim varsa ( eski komünistler, ab-abd yandaşları, ermeni tezlerinin sempatizanları vs ) yanlarına alıp bir tür taktik işbirliği geliştirdiler. bu projelerinde de başarılı oldular. karşıtı oldukları cumhuriyet bu gün fiilen yıkılmıştır. cumhuriyetin nüvesi olarak gördükleri ordu şu anda tümüyle etkisiz hale gelmiştir zaten.

    devir artık islamcı paradigmayı uygulama zamanıydı. uygulandı da. önce söylemde ardından da bölgedeki uygulamalarda islamcı bir karşı teror paradigması yürürlüğe kondu. cemaat yapıları bölgeye yerleştirildi.ama bünye pek kabul etmedi. cemaatlerin gösterdiği bölgesel politikalar uygulandı. bu çerçevede pkk nın bölgedeki legal unsurlarına karşı geniş bir hoş görü alanı yaratıldı. toplum kontrolunda askerin doldurduğu çok geniş bir alan vardı. askerin etkisiz hale gelmesiyle bu alanı ilk dönemler akp unsurları devraldı. ancak kısa sürede bütün güç pkk ya geçti. insanların islam kardeşliği tezi üzerinden kürtçü çizgiden çıkıp islamcı çizgiye kayacağı umuldu. ancak tam tersine toleransın artmasıyla pkk nin sivil unsurları toplumda çok daha ön plana çıkmaya başladı.

    askere iç politikada yapılan siyasi saldırılar, her olaydan sonra bir şekilde askeri suçlama tavrı askeri daha az riskli alan olan kışlalara hapsetti. araziye çıkmak kayıp riski demekti, bu da günlerce sürecek medya kampanyaları, belki de komutan tutuklamalarına kadar gidebilecekti. 2011 mayısında asker pkk ya pusu kurup 12 teroristi öldürdü diye askere islamcı medyada yapılan suçlamalar bu işin ne noktaya gelidiğini göstermişti. askerin arazide daha seyrek bulunması, zayiat halinde gelecek baskılardan çekinmesi arazinin kontrolunu tekrar doksanların başındaki gibi pkk ya verdi. kırsalda devlet yoksa şehir merkezlerinde devlet hiç olmazdı. Güney doğunun küçük il ve ilçeleri zorlu coğrafyalarda kurulmuş olup vur kaç eylemlerine çok müsaitti. artan vur kaç eylemlerinde her gün daha birer ikişer kayıp verme sırası bu kez kent güvenliğinden sorumlu polislere gelmişti.

    polisler gerek kck nın silahlı kanadı olan milisler, gerekse dağ kadrosundan gelen pkk lıların yaptığı saldırılar yüzünden zaten uzun zamandır adam akıllı sokağa çıkamıyordu. dolayısıyla gelinen noktada il ve ilçelerde de polisler bırakın genel emniyetini, kendi lojmanlarını bile korumakta güçlük çekiyor.

    polis ve askerin özellikle faili mechul davası gibi davalar yüzünden endişesi büyük. herkes şark hizmetim bitsin de çoluğum çocuğumla hayatımı sürdüreyim derdinde. 90 lardaki hamaset, inanç, motivasyon hiç yok. yerine karamsarlık hakim.

    siyaset mekanizması hala ve iyi niyetle kimi siyasi reformlarla konunun aşılabileceği umuyor. profesyonel ekiplerle, bazı teknolojik yatırımlarla terorü sonlandırabilmenin mümkün olduğunu sanıyor. oysa bu aşamalar gelinen bu noktada artık çok geride kaldı.


    pkk nın tüm şehirleri emrine alıp isyanı kurgulamak için geliştirdiği kck denen yapı bölgede devlet otoritesi sembolik hale getirmeye başladı.

    islamcı paradigmanın propoganda merkezleri ilk dönem cumhuriyetin zorba karakterinin sorunun kaynağı olduğu tezini halka işledi, cumhuriyetin zorbalığı kalkarsa sorun da bitecekti. ama bitmedi. bu kez pkk ile derin devlet ilişkisi diye bir şey uydurulup servis edildi. amaç hem kürt hem türk kamuoyunu etkilemekti. pkk sempatizanı grup zaten kendi propoganda aygıtı dışında herşeye kapalıydı. o yüzden dikkate bile almadılar. türk kamuoyunda ise sonuç tahripkardı. bu propoganda terore hiç etki etmediği gibi propogandayı ciddiye alan bir kesim halk ile ordu arasında onulmaz güven problemi yarattı.

    izleyen dönemde islamcı paradigmanın propoganda merkezi pkk israil ilişkisi üzerine tezler üzerine çalıştı, halen de çalışıyor. pkk ile pek çok devletin illegal ilişkisi var. hatta maalesef Türkiye nin resmi temas kurduğu bile ortaya çıktı. pkk nın dış ilişkiler ağından islamcıların bir numaralı düşmanını cımbızlamak belki islami kesimin islamcı paradigmaya bağlılığını bir süre daha sürdürebilir, ama maalesef bu da neticesinde bir propoganda ve şimdiden bile makyajı akmaya başladı.

    aslında kaçınılmaz olan tek şey gerçektir. islamcı paradigma gerek terore karşı tezleri açısından gerekse cumhuriyete yaklaşımı açısından insanlara doğruları söylememişti. bu gün gerçekler bir bir yüzümüze çarpılıyor. akp % 50 aldı denebilir ama bu yanıltır kişiyi. örneğin osmanlının en geniş topraklara sahip olduğu kanuni zamanından bile çok önce osmanlı toprak rejimin çökmeye başladığını bilen bilir.


    sonuç:


    yüz yıllar önce bir şehre bir vali gelir. önceki vali size 3 mektup bıraktı, sorun yaşarsa okusun dedi derler. gel zaman git zaman halkta huzursuzluk başlar, vali birinci mektubu açar '' senden önceki suçla '' yazmaktadır. bizimki sağda solda eski valiyi suçlayarak tepkilerden yırtmaya çalışır. bir süre de böyle götürür, ancak şikayetler sızlanmalar bitmez. bu kez ikinci mektubu açar '' etrafındakileri suçla '' yazmaktadır. bu kez ildeki defterdarı, sancak beyini, kadıyı vs suçlar, hep onlar yüzünden falan der. bir süre de böyle gider. derken huzursuzluk taa İstanbul a kadar ulaşmaktadır artık, halk her gün her yerde valiyi çekiştirmektedir. vali dayanamaz üçüncü mektubu da açar ' mektupta şöyle yazmaktadır '' 3 mektup yaz''

    islamcı tezle Türkiye yi izah etmeye çalışanların 3 mektup yazmasına az zaman kaldı. belki de zamanı geçmiştir kim bilir.

    (#309517) goodboyum|27.09.2011 03:05|