engin akyürek

kapan!
  1. istanbul üniversitesi'nde arkeoloji ve sanat tarihi ana bilim dalı'nda bizans sanatı derslerini vermektedir.
    istanbul doğumludur. lisans eğitimini odtÜ Ä°dari bilimler fakültesi, kamu yönetimi ve siyaset bilimleri bölümü'nde almıştır. yüksek lisansını Ä°stanbul üniversitesi'nde ortaçağ'dan yeniçağ'a felsefe ve sanat adlı tezini vererek bitirmiştir.
    doktora tez konusu ise kariye parekklesionu: bir mezar şapeli olarak Ä°konografik programının yorumlanması ve Ä°şlevi'dir.1998'de yardımcı doçent, 2004'de ise doçent olmuştur.

    son derece mülayim bir hocadır. samimi olduğunuza inanırsa bilimsel anlamda hiç bir destekten çekinmez.*az bulunur bir özelliktir.
    (berci kristin 27.10.2006 10:21)
  2. ben oyuncu olan engin akyürek'ten söz etmek istedim. hiç mi hiç haberim yok, bir yarışma programında birinci olmuş bu delikanlı, epey oluyor, 6-7 yıl kadar galiba. gerçi 30 yaşında, delikanlılığı pek de kalmamış, orta yaşa ilerliyor ama öyle bu adam işte, delikanlı. 1981 ankara doğumlu ve memlekette daha ne cevherler olduğunun açığa çıkmış delili.

    şimdi... bilen bilir, ben yerli dizi izlemem. bir youtube arkadaşının ricasıyla fatmagül'ün suçu ne'nin bir bölümünü tercüme ettim. hay etmez olaydım, yapıştı kaldı dizi elime, gözüme. tek sebebi de bu adam: engin akyürek.

    sonrasında merakım tepeme çıktı, gittim biraz da eski dizilerine takıldım. bir bulut olsam'a bakmaktayım öyle mel mel. yabancı damat'ı zaten izlemiştik, oradan da hatırlıyorum. yabancı damat ve fatmagül neyse de, o arkasından ite ite yol almayan bir bulut olsam'ı tek başına almış, koparmış, peşinden sürüklemiş. meral okay kusura bakmasın da, akyürek olmasa, o dizi beş para etmezmiş.

    dünyanın en zor işlerinden biridir oyunculuk. eğitimini alan almayan "yapabileceğini" zanneder, yapabilen ise azdır aslında. bu arkadaşın ise az, gerçekten çok az daha pişmeye ihtiyacı var. o da vücut hakimiyeti veya ne bileyim vücuduyla da oynayabilme becerisi açısından. artıları ise dünyalar kadar. oyunculuğun en can okuyan kısmını adam anadan doğma, fabrika çıkışı başarıyor: bu güne kadar gördüğün en başarılı göz oyuncularından biri. mimikler desen öyle... iddia ediyorum, şu an için en azından memlekette eline su dökecek adam tanımıyorum. nefretini, sevgisini, hüznünü, pişmanlığını bir insan bir bakışıyla bu kadar mı başarıyla verir. üstelik... üstelik... bir saniyede yahu bir saniyede diyelim sevinçten öfkeye, meraktan tatmine, endişeden huzura öyle bir geçiyor ki gözleri, e ben daha ne diyeyim, otur seyret saatlerce oyunculuk adına ders niyetine. * hergelenin gözleri de iki kara bilya gibi, o yüzden bu geçişleri de öyle net izleyebiliyorsun ki, pes!

    hazır gözlerine bu kadar methiye dizmişken, ağzından da söz edelim. şimdi, kedilerle haşır neşir olanlar bilir: kedi, size cepheden baktığında ağzını öne uzatmış, belki biraz da sinirle büzülmüş bir izlenim uyandırır. ama aynı kedi, profilden gülümsüyor gibi görünür. engin akyürek de böyle işte. o ağız yapısı mütebessim (biz eskiler böyle deriz) bir çizgiye sahip, allah vergisi... zaten canlandırdığı karakterlerin mutlu anlarını patlamalar halinde verebiliyor bu yüzden. gözü gülüyor zaten, o ezel ebed gülümseyecek ağız çizgisiyle de birleşince... muhteşem! her ne kadar bazıları (mesela dega)bunun bir dezavantaj olduğunu, her ne duyguyu canlandırırsa canlandırsın, o mütebessim ağız yüzünden bir türlü inandırıcı olamadığını iddia etse de, şahsen öyle düşünmüyorum. o allah vergisi gülümseyen çizgiyi de yine allah vergisi gözleri gibi daha çoook ve çok da verimli bir şekilde kullanacaktır.

    dahası, ben rol aldığı dizileri öylesine izlerken, akyürek'i önce solak zannettim. direksiyonu çevirirken, koşarken, ne bileyim sıradan jestlerini yaparken... sonra yazı yazması gereken bir sahnede sağ elini kullandığını görünce iyice şaşırdım. hem sağ hem de sol elini ayrı ayrı işler için aynı anda kullanan insanların üstün zekalı olduğu söylenir. malum, şu sinirlerin emirleri beyne iletmesi, beynin organlara hareket komutu vermesi vesaire... beynin her iki yarısını da kullanabildiğinin delili özetle. bunu yapan insanlar zekidir ve doğal olarak engin akyürek de zeki bir insan evladıdır ve bu zekasını da oyunculuğunda dibine kadar kullanmaktadır işte.

    uzun boyu da türk sineması için bir avantaj aslında. yeni nesille birlikte boy ortalaması da uzuyor, geleceğin göbekli fabrikatör(!) rollerine mahkum olmayacaktır. yalnız yarı kepçe kulaklarını gizlemek için çocuğu böyle her filminde yeleli aslanlar gibi resmetmek ne kadar mantıklı, bilemiyorum. gerçi yakışıyor adama ama her rolünde de böyle 1970'lerin hippileri gibi... olmaz ki...

    engin akyürek'i gerçekten ilgiyle izlemeye başladım özetle. kendisine buradan "yüksel ki yerin bu yer değildir" demek istiyorum. daha çok sinema filminde rol almalı mesela. ya da mesela şu festivaller için çekilen, vizyona bile girmeyen, girse bile gişede yatan filmler vardır ya... onlarda da boy göstermeli bence uluslararası bilinirlik için. buna paralel ingilizce'ye de el atmalı galiba; ya da hangi yabancı dili biliyorsa onda ilerlemeli.

    ben diyorum ki, türk sineması ciddi anlamda bir star kazanmıştır ve bakmayın böyle dizilerde boy gösterdiğine, bu yakışıklının geleceği de, allah uzun ömür versin, cidden parlaktır. bir kere şımarık değil, hakkında öyle atıp tutulan hiç bir şeye rastlamadım. onunla bununla (tezgah kaşarlarıyla mesela) adını hiç bir şeye karıştırmamış. dahası okumuş çocuk. tarih mezunu. ben ileride film çektiği onca yerle ilgili kitap da bekliyorum kendisinden.

    haydi son noktayı da genç kızların ayılıp bayıldığı fatmagül'ün suçu ne'deki bir görüntüsüyle koyalım. ve sevgili engin akyürek, cidden, yüksel ki yerin bu yer değildir! helal olsun sana...



    (hazeyame 03.08.2011 02:03)
  3. evvet; yeni sezon başlamış ve fatmagül'ün suçu ne manyaklarıyla buluşmuştur. haliyle bu delikanlı da sevenlerinin gönüllerine soğuk sular serpmekte şu sıralar. (aman o gönülleri ne ben sorayım ne siz anlatın. yüreklerin temposu şöyle: en-gin-en-gin-en-gin... biraz heyecanlandıklarında tempo direkt enginenginenginenginengin'e dönüyor* . şaka maka, gördüğüm o ki hayranları (ki aslında sevmiyorum bu ifadeyi, hayran ne demek yaaa? ben sevenleri diyeyim en iyisi) nerede kaldık, evet, sevenleri ikiye ayrılıyor, bunu şu geride bıraktığımız iki ay içinde anladım: bir grup, hani engin akyürek olmasaymış hayatlarında, ne bileyim, gider bir rock yıldızına, başka bir dizi oyuncusuna, üç büyüklerde top tepikleyen bir futbolcuya vs takarmış kafayı. gerçi bu “ölüyorum, bitiyorum, aaaağğşıkıyııım”cı kitle de kendi arasında ikiye ayrılıyor: diziyle birlikte hayranlığı tavsaya tavsaya yok olacaklar ve böyle, nasıl desem, kara sevdalı, gözü dönmüş aşıklar... yahu... delikanlı ekranda görünür görünmez gözyaşları iplik gibi akan tipler var!!! tam tedavilik bir karasevda örneği. kızım, adamı tanımazsın etmezsin, manyak mısın, portakallı kanyak mısın? hani koşullar müsait olsa, engin akyürek'e de harem kurma izni çıksa, sana sıra gelmez (hareme girmek için değil, anladın sen onu!). tamam, bu kitleyi anlıyorum, olur böyle şeyler o yaşlarda, hepimiz benzeri arıza ruh halleri sergiledik de... lan biri şunları dışarıya hava almaya falan çıkarsın, el sanatları kursuna, spor salonuna vs yazdırsın, kendilerini telef edecekler bu gidişle... birşey değil, engin akyürek’e de yazık. eziyeti bir düşünsene, yolda yürürken gördüğün bütün o 18-25 yaş aralığındaki tayfaya bakıp, "lan acaba bu da mı?" diyordur tahminen. çocuğun beğenileri zımparalanıyordur, psikolojisi bozuluyordur, paranoya yapıyordur en basitinden. neyse... sustum. çünkü her türk genç kızının yaşadığı geçici bir durum bu, fazla takmamak lazım.

    engin akyürek sevenlerin ikinci ve aklı başında kesimi çok farklı. bunlar, yek vücut hareket ediyorlar. duyduğum, bildiğim o ki çeşitli sanal oluşumlarda bir araya geliyorlar. işte ne bileyim, gruplar, forumlar, facebook'ta sayfalar, youtube'da akyürek'li her video altında sürüp giden tartışmalar vs vs... bunların yaş ortalaması daha yüksek (ben kadar varlar galiba...) amaçları, ellerinden geleni arkalarına komadan ve tamamen gönüllü olarak engin akyürek için çabalamak, delikanlıyı layık olduğunu düşündükleri zirveye, yani görmek istedikleri yere getirmek. harika! buna kim itiraz edebilir ki?

    yalnız dikkatimi çeken ilginç bir şey var: karşı taraftan hiç ses çıkmıyor bütün bunlar olup biterken. yani yok mudur bir menajeri, bir basın danışmanı, bir pr'cısı, bilemiyorum ki... hani elini kaldırıp, "beni seven arkamdan gelsin" dese, sevenlerinin en az yarısı, "dur bekle cep telefonumu alayım, montumu alayım, çocuğumu bi öpeyim, kocama 'akşama beni yemeğe bekleme' diyeyim der, "nereye gidiyoruz?" diye sormaz bile! enteresan bir durum bu; zira benim "aklı başında" diye nitelediğim bu kitle, bu delikanlıyı ailenin ferdi gibi bellemiş. (yalan yok, benim için de öyle, sevdim keratayı) ne bileyim, sanki sevilen bir kuzen, sülalenin tek erkek evladı, komşunun akıllı ve çalışkan çocuğu, bakkalın efendi çırağı gibi... delikanlı, binlerce aile için "aileden" olmuş özetle. hani birinin kapısını çalıp "çok acıktım yaa, akşama ne var yemekte?" diye sorsa, ben kalıbımı basarım "taze fasülye, pilav, cacık... ama istemezsen sana sahanda sucuklu yumurta yapayım" cevabını alır. işte bu var yaa... çok çok çok zor elde edilen bir sevgidir! ve hiçbir şekilde oyunculuğuyla, başarılarıyla ya da yakışıklılığıyla, hani kara kaşı kara gözüyle ilgisi alakası yoktur. bu manyak aura, etrafındakileri de böyle bağlar kendine...

    yalnız gel gör ki, yüzbinlerce insanın ailesinden biri gibi gördüğü bu delikanlı, nedense temsil edilemiyor işte kardeşim yaa... temsili filan bırak, ne garabet bir durumsa, sanki başının üstünden bastırıyorlar suyun dibine doğru, boğulsun gitsin diye. Tamam, herkes herkesi sevmek zorunda değil de bu karın ağrısını da "benim" diyen tıp uzmanı çözemez, ben inanmam.

    dizide olağanüstü oynar, bir kendini değil herkesi aşar, rol arkadaşı beceriksizler pompalanır ha bire. sokağa çıkar, basına konuşmadığı için görmezden gelinir. yazıyorlardı o forumlarda, "höööh, yok artık" demiştim, şimdi ben de inanıyorum, 1,5 saatlik dizide (lan 1,5 saatlik dizi bölümü mü olur ayrıca? neyse bu başka konu) delikanlıya çok çok 15 dakika ayrılır, rolü gereği mapusa atılır, replikleri işaret diliyle konuşacak kadar azaltılır. ne o? başrol oyuncusu... hadi yaa... ha, şunu bilemem tabii: bir engeli vardır, ne bileyim, süren bir tedavisi vardır, ailevi bir takım durumlar vardır da kendi talebidir bu, geçici bir durumdur, bunu bilemem. ama eğer böyle bir şey yoksa, birileri bu çocuğu göstere göstere infaz ediyor demektir ve benim cinlerimin tepeme çıktığı sıfır noktası da tam burasıdır. şu hale bakın şimdi: yahu kardeşim, insan fiziki özelliklerini ana karnında eline tutuşturulan kataloğa bakıp mı seçiyor? öküz evliyalığına bakın ki bu delikanlı burun yapısı ve yarı kepçe kulaklarıyla bile ti'ye alınmaya çalışılıyor. hani çok gördüm de, bu kadar öküzlük de görmemiştim. menajerini, basın danışmanını, pr'cısı merak etme nedenim de bu zaten. ya öyle bir kitle yok ya da var ama kifayetsiz veya 1970'lerin devlet memurları gibi maaşlarını alıp umursamıyorlar bile kim için ne için çalıştıklarını. yani diyeceğim o ki, kendisini medyaya karşı temsil edecek birileri yoksa acilen bulması, varsa da acilen yenilerini ve iş yapacak olanlarını bulması gerekiyor bence.

    "ya haze, başka derdin mi yok allasen?" diyen varsa bir şey hatırlatmama izin versinler: bu da bir tür mücadele... benim toprağımdan filizlenen bir yeteneği, kimbilir hangi karın ağrıları uğruna kemire kemire yok etmeye niyetli kitlelere karşı verilen bir tür mücadele bu da işte. ucundan kıyısından beni de ilgilendiren bir direniş belki. (o ucu-kıyısı da kaliteli oyuncu izlemek, medya maymunu olmayan "adam gibi, insan gibi" oyuncu izlemek ve o oyuncuya da hakettiği gibi davranılmasını talep etmek oluyor benim için) hani "niye bu ülkeden hiç dünya starı çıkmaz" diye homurdanırız ya bazen... bak işte ben sana neden çıkmadığını anlatmaya çalışıyorum dolaylı yoldan, üstelik tahminlerimin onda birini, bildiklerimin dörtte birini yazıp, bir de mevcut duruma ve o mevcut durumu yaratanlara olabildiğince az küfrederek! bilmem anlatabildim mi?..

    sonuç? yok sonuç... en azından şimdilik yok. bekleyip göreceğiz. halkın evladı mı kazanacak, medyanın maymunları mı, bunu göreceğiz mesela. veya gerçek oyuncu hak ettiği yere söke söke gelecek mi yoksa maymunları zorla mı izletecekler “sanatçı” diye bunu göreceğiz. yalnız ben maymun besleyenlerin bu defa avcunu yalayacağına inanıyorum. çünkü bu çağda, bu hızlı iletişim imkanlarıyla, bu koordineli ve online kol kanat germe güdüsüyle; kimse sanatçısını, aktörünü, oyuncusunu, starını * ama belki de en önemlisi ailesinden biri gibi gördüğü bu delikanlıyı harcatmayacaktır. niye? çünkü o kadar çok maymun izledik ki bin yıllardır, "adam" olanı bir bakışta tanıyabiliyoruz artık!

    bir önceki tanımda "yüksel ki yerin bu yer değildir" demişim, upgrade ediyorum: sevgili engin akyürek, yerin bu yer değil ve sen yükselmeye mecbursun kardeşim! sen başla yürümeye, sevenlerin arkanı kolluyor, merak etme...

    edit büdüt: varmış pr'cısı da... şimdi beni bir hayal edin, sağ elimi kaldırmışım havaya, avuç içim yüzüme bakıyor, başımı sola çevirmişim ama gözlerim sağda. ağzım da böyle "lan ben senin..." demek ister gibi kasılmış, çizgi haline gelmiş. tam bir "teeaallaaam yaaa" arefesi... haggedden tam pr'lık yeri bulmuş yani. öyle pr'a dalmışlar ki, vitrinleri olacak web siteleri bile prostatlı... iletişmeye çalışıyorsun, lan telefon numarasını, adresini bile göstermiyor sana... delikanlı nasıl oldu da burayla çalışmaya başladı acaba? hele ki big brother da işin içindeyse, insanlar boşuna yırtınıyor senin için demektir sevgili engin akyürek! kaç kendini kurtar oradan, deli misin divane misin yav?
    (hazeyame 21.09.2011 20:13 ~ 22.09.2011 01:37)
  4. her nerede böyle dizilerle, oyuncularla, yakışıklılıkla vs alakalı anket varsa illa ki birinci çıkan delikanlı... ne çok seveni varmış, allah'ım ya rabbim... işin komiği ne biliyor musunuz? kimse hakkında bir şey bilmiyor! bir doğum yeri, doğum yılı, okuduğu bölüm, bu güne kadar hangi dizilerde hangi karakterleri canlandırdığı... o kadar, bitti. ben anlamadım, bu gizem mi söz konusu hayranlığı doğuruyor, yoksa o hayranlık yüzünden mi böylesi gizem mecburi hale geliyor?

    amaaaan, istersen iç çamaşırının rengine kadar öğren, kime ne fayda... adam allah'ına kadar oyuncu işte. bu b.ktan malumat açlığıyla sersefil olacağınıza, delikanlının oyunculuğuna yoğunlaşın daha iyi... eşsiz bir performansı var çünkü ekrandan ve perdeden eksik olmayasıcanın...
    (hazeyame 05.10.2011 02:44)
  5. "İstanbul'a yolum her düştüğünde en az bir ünlü görmek" gibi enteresan bir özellik taşıdığım için (New York'ta gördüğüm bütün ünlülerin Türk olması da cabası! İnsan bu kadar mı yaşadığı ülkenin kültüründen kopuk olur?!) kendisini Beyazıt'ta Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde nargile içerken görmüşlüğüm vardır. Tabii yanına gidip konuşmadım; o esnada bu delüğanlı yelelerini savurta savurta yanındaki tanımadığımız arkadaşları ile gülüşerek muhabbet etmekteydi ve o ortamda kalabalığı yara yara yanına gitmek ve "Ay Engin beeeey, sizi ailecek severek izliyoruuuzz!" demek pek hoş kaçmayacaktı (Ayrıca o sırada kucağıma dev bir kedi yatmıştı; o kedi kalkana kadar yerimden kımıldayamadım... kediseverliğin böyle acı yanları da var...) Neyse konuya dönersek, Engin Akyürek hem oyunculuğunu hem de duruşunu çok ama çok beğendiğim insanlardandır. Allah yolunu açık etsin, ve bu çizgiden ayırmasın. Ayrıca Beren Saat'le gerçek hayatta da sevgili olsalar cidden çok sevinirim, manyak mıyım neyim? Neyse ben buraya yazayım da, ileride bir gün gerçek olursa "ehe, benim temiz kalbim sayesinde oldu!" diye hava atarım. *çöpçatan teyze mode on*
    (itaatsiz 05.10.2011 06:12 ~ 05.10.2011 06:13)
  6. (allah allaaah, benden başka seveni yok mudur ha bu diyar'da, anlamadım ki, bir ben yazıyorum başlığı altına sürekli. hayır bir şey değil, "haze kafayı kırmış kırkından sonra, gözü teneşire doğru bakmakta" diyeceksiniz diye de tırsıyorum, yalan değil!)

    gözlerinde kara kara ışıklar parlayan bu yakışıklının doğum günü bugün. bir online oluşumlar klasiği olarak "interinet yıkılıyooo". her "bi yerlerden" "meşazlar yağıyooo". delikanlı okumaya kalksa, seneye anca bitirir alayını...

    e madem bu kadar sevdik, üstümüze düşeni yapalım: çok uzun zamandır bu topraklardan senin gibi bir oyuncu; senin gibi efendi, senin kadar yetenekli ve senin kadar mütevazı bir oyuncu çıkmamıştı kardeşim. seni 73 yaşındaki annem de, ben de, 8 yaşındaki oğlum da aynı taktir duygularıyla izliyoruz. oğlum 73'üne geldiğinde de buralarda ol! hatta sonrasında bile... adınla yaşa, yeteneğinle yaşat. nice nice 30 senelere...

    genelde "öylesine" söylenir ama ben her kelimenin anlamını vererek söylüyorum: iyi ki doğdun! senin gibi bir oyunculuk dehasından bizi mahrum etmedikleri için annenin ve babanın ellerinden öperim... iyi ki doğdun...
    (hazeyame 12.10.2011 12:03)
  7. Facebook'taki fanlarının bir araya gelip, senaryosunu yazdığı Rüzgarın Yönü adında sanal bir dizinin başrolünde oynayacakmış.*
    (diyojenist 02.11.2012 21:30)


Vampircik - 2005 - 2015

sözlük hiçbir kurumla bağlantılı olmayan birkaç kişi tarafından düşünülmüş bağımsız bir platformdur. sözlük içerisindeki yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aiittir. sözlük bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. yazılan yazıların telifi bize ait değildir, çalınız çırpınız ama kaynak gösteriniz.

sözlük sistemi ile geliştirilmiştir.